F.K.M Fransızca Geliştirme Programı

O yıllarda, Fransız Kültür Merkezi, Türkiye’deki bütün ortaokul ve lise fransızca öğretmenleri için bir geliştirme programı düzenlemişti. Her ay, büyük, kalın bir zarf içinde bize metinler gönderiyor, üzerlerinde yorumlar yaptırıyor, kompozisyonlar yazdırıyorlardı. Türk şairlerinden şiirler verip, fransızcaya çevirmemizi istiyorlardı, v.b. Ben bunları bir öğrenci gibi izledim.

F.K.M Fransızca Geliştirme Programı:

O yıllarda,  Fransız  Kültür  Merkezi, Türkiye’deki bütün ortaokul ve lise fransızca  öğretmenleri  için  bir  geliştirme  programı  düzenlemişti.  Her  ay,  büyük,  kalın  bir zarf içinde bize  metinler gönderiyor, üzerlerinde yorumlar yaptırıyor, kompozisyonlar  yazdırıyorlardı.  Türk şairlerinden şiirler verip, fransızcaya  çevirmemizi istiyorlardı,  v.b.  Ben  bunları bir  öğrenci  gibi  izledim.  İstenilenleri  yapıp  gönderdim.  Sonra  onlar  bize  düzeltme ve eleştirilerini gönderiyor,  yeni ödevler  veriyorlardı. Bu böyle, uzun süre devam etti. Gazi Eğitim Enstitüsü’nün Fransızca Bölümü’ne asistan olarak girmeyi çok istiyordum.  Fransızcamı  ilerletirsem  sınavı  kazanabilirdim.  Onun  için,  düzenli   bir   şekilde   sınava    hazırlanıyordum.
Bir de, daha Ankara’da  öğrenciyken  almaya başladığım Tercüme dergisine aboneydim. Derginin bir sayfasında ingilizce, fransızca, almanca, italyanca, latince, yunanca.... eserlerden  alınmış  metinler,  karşı  sayfada  da  türkçe   çevirileri  olurdu. Ben önce, bir fransızca cümleyi türkçeye çeviriyor, sonra dergideki çeviriyle karşılaştırıyordum. Daha sonra, bir başka türkçe cümlenin, fransızcasının ne olabileceğini bulmaya çalışıyor, yine dergidekiyle karşılaştırıyordum. Çok iyi çevirmenlerin  elinden  çıkmış  olan  bu çevirilere hayran kalıyordum. Bizim hocalarımızın  deyimiyle  “hiç  tercüme  kokmuyorlardı”.               
Gazi Eğitim’deyken bir hocamız, çok eskilerden bir ustanın şu sözünü bize aktarmıştı:  “Çeviri kadına benzer.   Güzeli   sadık olmaz,  sadık olanı da güzel değildir”.  Benim  çevirilerim  sadık  oluyordu,  ama  güzel  değillerdi.  Dergilerdekiler ise güzeldi, ayrıca sadık da sayılırlardı. Ben o çevirilerden, çeviri yaparken cümleleri değil,  anlamlarını  çevirmek   gerektiğini öğrendim. Sonraki yıllarda   bunun   çok   yararını   görecektim.

Ramazanda Fransızca
Neyse,  bir  yandan  okulda  öğretmenliğe, öbür  yandan  evde  öğrenciliğe devam  ederken günler geçiyordu. Ramazan gelmişti. İlk gün  sabahleyin  ilk dersime girdim. Her zamanki  gibi  fransızca  olarak  “Günaydın  çocuklar” dedim.  Sınıfta  ses  yok.  Oysa  her  zaman  “Günaydın efendim” diye karşılık verirlerdi. O   gün  yalnız, ön sırada oturan, sınıfın  en  küçük  öğrencisinin  ürkek  sesini  duyabildim.  Şaşırdım.  “Ne oluyor  bunlara ?”  dedim  içimden.
Bir  önceki  dersin   kısa   bir  tekrarını  yapmak  üzere  birkaç  soru  sordum.  Yine o  küçük öğrenci, zor işitilen bir sesle  korka  korka  cevaplar vermeye çalışıyor,  öbürleri  ağzını  açmıyor.  Bir  tuhaflık vardı.  Ama  hiçbir  şey  olmamış  gibi, dersime devam ettim. O gün yeni konuya geçmeyecek, eskileri tekrarlamakla  yetinecektim.  Sınıfta  sanki  bir tek öğrenci vardı ve ben dersimi yalnız onunla  yapıyordum.  Öbürleri  de  hiç  değilse  söylenenleri işitiyor,  tahtaya yazılanları  görüyorlardı.
Derken,  zil  çaldı.  Ben  çıkar  çıkmaz  sınıfta  bir  gürültü koptu. Geri dönüp baktım.  Bütün  çocuklar  ön  sıradaki  öğrencinin  başına  toplanmış,  bağıra  çağıra bir şeyler söylüyorlar.  O da ağlamaklı bir sesle kendini savunmaya  çalışıyor.  Sorunu  öğrendim.  Meğer, bir gün  önce  camide hoca  vaaz  verirken;  “Bu mübarek ayda   ağzınızdan   Allah   kelamından   başka   kelam   çıkmamalı”   demiş. 
Öğrencilerden birinin babası bunu evde anlatmış. Çocuk da babasından duyduklarını arkadaşlarına aktarıp ; “Ramazanda  fransızca konuşmak günahmış.  Derste kimse fransızca konuşmasın” diyerek  sınıfı  etkilemiş. O küçük öğrenci bir ilkokul öğretmeninin  oğluydu .  Sınıfta  yalnız o  fransızca  konuşmaya  cesaret  edebilmişti. Şimdi  bu  yüzden  ona  kızıyorlardı.  Neredeyse   döveceklerdi.         
Bunları duyunca dehşete kapıldım. Ama belli etmemeye çalışarak ve soğukkanlılıkla, “Peki çocuklar,  ben bunu Din  dersi  hocanıza  ileteceğim.  O  sizi  bu konuda aydınlatır” deyip, yanlarından uzaklaştım. Din Bilgisi derslerini veren arkadaşımız   bizlerden  oldukça  büyük,  deneyimli  bir  ilkokul  öğretmeniydi. Bu  konuda  öğrencilere  benden daha çok  sözünü  geçirebilecek  kişiydi  tabii.
Hemen  onu  bulup,  durumu   anlattım  gizlice. Başkalarının  duymasını,  olayın  büyümesini  istemiyordum.  “Siz  merak  etmeyin hoca hanım, ben  gerekeni  yaparım”   deyip   gitti. 
Aynı  sınıfta  benden  sonra  onun  dersi vardı.  Öğrencilerle şöyle konuşmuş: “Çocuklar,  demiş,  mukaddes  kitabımız  Kur’an  Oku  emriyle   başlar.   Allah  okumamızı  emretmiştir.   Sizler  fransızca  öğrenerek ,  ilerde  bu  dille yazılmış kitapları da okuyacak, daha bilgili insanlar olacaksınız. Bilgili bir insan,  Allah’ın büyüklüğünü  daha  iyi  kavrayabilir.  İyi  birer  müslüman  olmak  istiyorsanız,  okumalı ve öğrenmelisiniz.” 
Arkadaşımız, kırk yıldır unutmadığım bu sözleriyle, sorunu çözüvermişti.  Kendisini   her   zaman   minnetle  anmışımdır.  O  gün  bir sonraki  dersimde,  her   şey   eskisi   gibiydi.   Bir   daha   da  buna   benzer   bir   olay   yaşamadım.

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com

Soru sorabilmeniz için Üye olmanız gerekmektedir Üye Girişi yapmak için tıklayınız.

Diğer Web Sitelerimiz